Sabiha Gökçen



SABİHA GÖKÇEN
O, Atatürk’ün manevi kızıydı.
O, dünyanın ilk kadın savaş pilotuydu.
O, Çağdaş Türk kadınının simgesiydi.
O, Ata’nın bir emanetiydi.
O, Ulusumuzun kıvancıydı.
O, bir bahar sabahı ayrıldı aramızdan.
Görünmez oldu.
Ama içimizde, aramızda, isteyen herkesin görebileceği bir yerde!…

GENEL BİLGİLER

Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk askeri kadın pilotu, Yüce Önder ATATÜRK’ün manevi kızı Sabiha Gökçen’dir.

22 Mart 1913’de Bursa’da doğan Sabiha GÖKÇEN, 1925 yılında ATATÜRK’ün Bursa’ya yaptığı bir gezi sırasında ATATÜRK tarafından manevi evlat olarak alınmıştır. ATATÜRK’le birlikte Ankara’ya gelen Sabiha GÖKÇEN Ankara’da Çankaya İlkokulu’nu bitirdikten sonra İstanbul’da Arnavutköy Kız Koleji ve Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nde öğrenim görmüştür.

Sabiha GÖKÇEN’e “GÖKÇEN” soyadı da henüz havacılıkla ilgisinin olmadığı 1934 yılında ve soyadı kanununun çıktığı günlerde ATATÜRK tarafından verilmiştir.

Sabiha GÖKÇEN, GÖKÇEN soyadını aldıktan yaklaşık bir yıl sonra 4 Mayıs 1935 tarihinde havacılığa ilk adımı atmış ve TÜRKKUŞU’nda paraşüt ve planörcülük eğitimi görmüş, A ve B brövelerini almıştır. Müteakiben, 10 Temmuz 1935’de Rusya’daki Koktebel Yüksek Planörcülük Okulu’na bir grup Türkle birlikte (7 erkek ve 1 kız öğrenci) eğitime gönderilmiş ve burada 6 ay planörcülük eğitimi görmüştür.

Türkiye’ye döndükten sonra, Eskişehir Tayyare Mektebi’nde (Uçuş Okulu) görevli Bnb.Savmi UÇAN ve Muhittin Bey tarafından özel olarak uçuş eğitimine tabi tutulmuştur. Bayan GÖKÇEN 24 Şubat 1936 tarihinde ilk defa motorlu tayyarede uçuşa başlamıştır. Bu eğitimde gösterdiği başarılarından dolayı ATATÜRK’ün, Sabiha GÖKÇEN’e söylediği sözler aşağıda belirtilmiştir.

“Beni çok mutlu ettin… Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim… Belki de dünyada ilk askeri kadın pilot olacaksın… Bir Türk kızının dünyadaki ilk askeri kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır, tahmin edersin değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir’deki Tayyare Mektebi’ne göndereceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin ”

O dönemde, kızlar askeri okullara öğrenci olarak alınmıyorlardı. Bu özel muamele, Sabiha GÖKÇEN’in şahsında gelecek kuşaklar için bir deneme ve hazırlık mahiyetinteydi. Çünkü, çeşitli konuşmalarında belirttiği gibi, ATATÜRK; Türk kadınının her alanda başarılı olacağına inanıyor, onun, savaş sırasında erkeği ile nasıl birlikte cepheden cepheye koştuğunu tekrarlayarak, asker olabileceği düşüncesini de belli etmeye çalışıyordu. Bu düşüncesini ispat edebilmek için de eline güzel bir fırsat geçmişti.

Sabiha GÖKÇEN’e özel bir üniforma giydirilerek ESKİŞEHİR Tayyare Mektebi’nde (Uçuş Okulu) 1936-1937 döneminde onbir ay eğitime tabi tutulmuş ve brövesini aldıktan sonra da savaş pilotu yetiştirilmek üzere ESKİŞEHİR’deki 1'inci Tayyare Alayı’nda (Hava Alayı) altı ay görev yapmıştır. 1'inci Tayyare Alayı’nda (Hava Alayı) yaptığı görev sırasında çeşitli askeri manevralara ve 1937 yılındaki Dersim Harekatı’na savaş pilotu olarak katılan Sabiha GÖKÇEN’e, Genelkurmay Başkanlığı tarafından bir takdir, Türk Hava Kurumu tarafından da “Murassa (İftihar) Madalyası” verilmiştir.

Sabiha GÖKÇEN, ESKİŞEHİR 1'inci Tayyare Alayı’ndan sonra TÜRKKUŞU’nda 1938 yılında Başöğretmen olarak göreve başlamış ve uzun yıllar TÜRKKUŞU’nda görev yaptıktan sonra Mayıs 1954 tarihinde bu görevden ayrılmıştır.

Bu arada, VULTEE-V tipindeki bir uçakla, İSTANBUL-ATİNA-SELANİK-SOFYA-BELGRAT-BÜKREŞ-İSTANBUL güzergahında “BALKAN TURU” yapmıştır. 16 Mayıs 1938 tarihinde başlayan ve beş gün süren bu “BALKAN TURU”nu Sabiha GÖKÇEN tek başına gerçekleştirmiştir.

Türk Hava Kuvvetleri’nin ilk askeri kadın pilotu olan Sabiha GÖKÇEN, 22 Mart 2001 tarihinde vefat etmiştir.

TÜRK HAVA KUVVETLERİ’NDEKİ UÇUŞLARI  

a. 24 Şubat 1936 tarihinde ESKİŞEHİR Tayyare Mektebi’nde (Uçuş Okulu) başlangıç eğitim uçaklarında uçuşa başlamıştır. Anılan uçaklar da, 11 saat 35 dakika çift kumand, 22 saat 15 dakika da yalnız uçuş yapmıştır.

b. Tekamül eğitimi uçaklarında, 5 saat 5 dakika çift kumand, 89 saat 30 dakika yalnız uçuş yapmıştır.

c. Muharip uçaklarda 5 saat 10 dakika çift kumanda, 26 saat 20 dakika yalnız uçuş yapmıştır.

ASKERİ TAYYARECİLİK DİPLOMA TÖRENİ

Türk havacılığının, Türk milletinin ve bütün dünya havacılığının iftihar edeceği askeri kadın tayyarecisi olan “Atatürk” kızı Sabiha Gökçen, 24 Şubat 1936 tarihinde Eskişehir Tayyare Mektebi’nde (Uçuş Okulu) başladığı uçuş eğitimini tamamlayarak 30 Ağustos 1937 tarihinde hakettiği askeri tayyarecilik diplomasını bir törenle almıştır. Tören esnasında Hava Okul Komutanı Kur.Alb.İhsan ESİNER yaptığı konuşmada:

“ ..Onbinlerce senedir Türk kadınlığının amazonluğuna şeref veren, fakat at üzerinde değil, havada uçan yüzlerce at kudretini taşıyan bir vasıta üzerinde bu amazonluğu gösteren kahraman Türk kızı Bayan GÖKÇEN’dir…”

“.. Türk kızı Sabiha GÖKÇEN havada erkek kardeşleri ile aynı pervane hızı ile yükseldiğini, en büyük bir hakikatla isbat etmiş, bu parlak sahifeyi tarihe yazdırmıştır. O, Türk kadınının, temiz kanını havada, her an yurt için akıtmağa hazır olduğunu ispat için yükselmiş milli bir azize olmuştur…”

“.. Alnının teri ile kazandığın okulumuzun diplomasını dünyanın ilk askeri kadın tayyarecisine verirken bu dakikada dünyanın en büyük sevincini hissediyorum”

Diplomayı alan Sabiha GÖKÇEN; heyecanlı ve titrek sesi ile:

“Sayın büyüklerim, okul komutanımıza, hakkımdaki takdir ve iltifat dolu sözlerinden dolayı teşekkür ederim. Değerli komutanlığı altında bu şerefli Hava Okulu’nda geçirmiş olduğum birbuçuk yıllık hayatın, ömrümün en feyizli zamanı olduğunu söylemekle bahtiyarım. Beni yetiştirmek için komutanlarımın ve yüksek değerli öğretmenlerimin gösterdikleri büyük himmetleri daima minnet ve şükranla anmak, benim için bir vicdan borcudur.

Bugün, bana verdiğiniz bu diploma, bütün ömrümce en yüksek şeref beratım olacaktır. Askeri tayyareciliğin yüce gurur ve şerefini hakkı ile anlamış bulunuyorum. Bu kutlu mesleğe girebilmiş olmaktan duyduğum heyecan verici sevinci anlatamam. Ancak bana bu şerefi kazandıran komutanlarımı ve öğretmenlerimi saygı ile selamlarım. Ne mutlu bana ki, bu şeref beratını milletimin ve vatanımın en büyük şerefe ulaştığı bu kutsal 30 Ağustos gününde almış bulunuyorum.”

SABİHA GÖKÇEN HAKKINDA ÇIKAN YAZILARDAN ALINTILAR

UÇAN TÜRK KIZI :
(Havacılık ve Spor Dergisi 1936/170)


Divan şairleri, başlarınızı mezarlarınızdan kaldırınız, kafeslerin ardında, çarşafların içinde solup sararmış kızcağızların feri kaçmış gözlerini yıldızlara, kendilerini meleklere benzeten hayallerinize gülerek, yıldızlarla başbaşa çelik kanatlı Türk kızlarını seyrediniz.

Türk kadını şerefli tarihindeki büyük rolüne dönmüştür.

Atlı akınlarda Türk erkekleri ile atbaşı beraber giden Türk kadını, şimdi uçaklı korumalarda Türk erkekleri ile kanat başı beraber.

Taassubun, vucüdunu bezden bir ehram içine hapsedip canlı mumya haline sokmakla kalmadığı, ruhunu da anane ve hurafelerin zindanına kapadığı Türk kadını; ancak Atatürk’ün eliyle vucüdunu ve ruhunu o karanlıklardan kurtardı. Bu iş, bir milletin yarısı kadar bir nüfusu, siyah bezlerin altında henüz yoğrulmakta olan bir kütleye kımıldarken şekil vermek, topraktan varetmek kadar büyük bir şeydi.

İşte bir gün bir heykeltraş Türk kadını, inkılabın bir safhasını canlandıran bir heykelle yanımıza geliyor; bir gün bir meb’us Türk kadınını dinliyoruz, bir günde bir Türk kızını, Türk ırkının kahramanlığına ve kabiliyetine yaraşır bir azimle Türk göklerinde dolaşırken görüyoruz. Atatürk’ün ve İnönü’nün hava korunmasındaki büyük öneme işaret ederken Türk çocuklarını vazifeye davet edişlerinin bir canlı ve mükemmel cevabı daha.

Ankara’nın enerjisi Türk kızının ezeli kabiliyetiyle birleşince işte böyle bir göğüs kabartan netice alınır. Ankara’dan Eskişehir’e , Eskişehir’den Ankara’ya, İstanbul’dan Bursa’ya, Bursa’dan Eskişehir’e , işte bir Türk kadınının karşı komşuya geçişinden daha telaşsız, daha serbest ve soğukkanlı uçuyor. İzmir, Bursa ve İstanbul’un Türk kuşu üyeleri içinde en çabuk ve en iyi uçanlar arasında Türk kızlarının sayısı göğüs kabartacak kadardır.

BALKAN GÖKLERİNDEN BİR TÜRK KARTALI GEÇTİ
(Havacılık ve Spor Dergisi 1938/218)




Balkan gökleri, şimdiye kadar yüzlerce kartal tanımıştır; fakat bu sefer havayı dalgalandıran kanatların sesi, yeni Türk tarihinin sesidir. Bu seferki geçiş, şerefli bir eserin geçişidir.

Gökçen’in Balkan turnesi birkaç cepheden, hadiselerin en değerli ve en manalı olanlarından biridir:

A. Balkan gökleri, ilk defa bir Türk kadın pilotunu kucaklamaktadır. Yabancı ülkelerin selamladığı ilk havacı Türk kadını olmak bahtiyarlığını Gökçen tatmıştır.
B. Dört komşu millete Türk milletinin sevgilerini taşımak vazifesini çok iyi başaran Gökçen, milleti kadar fertlerin de yaratıcılık kabiliyetini ölçmekte eşsiz bir usta olan Atatürk’ün titiz bir ihtimamla yetiştirdiği parlak bir istidattır.
C. Cumhuriyetin ilk kadın pilotu, Türkkuşu’nun başöğretmenidir.

Gökçen’in hocalarının birkaç satırda toplamış olduğu hatıraları:

“Müstesna bir irade ve kabiliyet taşımaktadır. Havaların bozuk ve yağmurlu geçmesine rağmen, bütün uçuşlarında ciddiyet, inzibat, vazifeye çılgınca bağlılık ve soğukkanlılık göstermiştir. Hava, dağların aşılmasına engel olacak kadar bulutlu ve yıldırımlı iken bile sükunet ve itidalini kaybetmemiştir.”

Bu notlar gösteriyor ki, Gökçen, Atatürk’ün güvenini, bütün yeryüzünün dilinden düşürmeyeceği milli bir kahramanlık haline getirebilecek yaradılışta bir kıymettir. Türk milleti, Türk gençliği ve Türk kadınlığı Gökçen’i her zaman, milli kudretin bir sembolü olarak gösterebilir.

Yunan Aeroklüp başkanının söylediği şu sözler, Gökçen’in elde ettiği başarının ne kadar övünülmesi lazım geldiğini açıklamaktadır.

“Biz Türk Hava Kurumu’nun eşşiz ve yüksek başarılarını büyük bir alaka ve yürekten bir takdirle takip ediyoruz. Türkkuşu tesislerinin ve üyelerinin büyük bir hızla artışını sevinçle kaydediyoruz. Cumhuriyet Türkiye’sinin hava filosuna, hükümet ve milletin tayyarecilik emrine ayırdığı vasıtaların azametine büyük bir gıpta ile hayran kalıyoruz.”

Atatürk kızı Sabiha Gökçen’in Balkan turnesi, bir ziyaret mahiyetinden çıkarak, Balkanlar arası bir hadise hüviyetini almıştır. Bunun en büyük yankıları basında yer alan şu haberlerde görülmektedir.

-ATİNA-PROİA: “Bugünlerde bir Türk hava filosu şehrimizi ziyaret edecektir. Bu dört tayyarelik filoya Kemal Atatürk’ün kızı Sabiha Gökçen kumanda etmektedir…”
-ATİNA-ETNİKİ: “…Devrimizin cesareti için şayanı hayret bir örnek teşkil eden bu Türk kızı, yeni Türkiye’nin de canlı bir timsalidir….”
-ATİNA-HRONOS: “ …Dost memleketin harp tayyareciliğinin rüesasından olan bu kadın tayyareci, dünyada yegane askeri tayyareci kadındır….”
-ATİNA-AKROPOLİS: “…Bu kadın tayyareci amatör değildir. Kafesten volanın başına geçen Türk kadını için Sabiha Gökçen mükemmel bir örnektir…”
-ATİNA-AJANSI: “ Türkiye’nin havacılığına hayranız….”
-SOFYA-MİR: “…Atatürk kızı Sabiha Gökçen Balkan memleketlerinde tek başına bir seyahat turnesine çıkmıştır…”
-SOFYA-DNES: “…Rusya’nın Yalta şehrindeki tayyarecilik mektebinden mezun olmuş ve Eskişehir’deki pilot mektebinde çalışmış olan Sabiha Gökçen askeri tayyareci ünvanına haiz bulunmaktadır…”
-BELGRAD-BPEME: “..Yalnız Türkiye’nin değil, bütün dünyanın birinci kadın asker tayyarecisi….”
-BELGRAD-NAŞA KRILA: “…Türk kadını pilot olmuş ha? Düne kadar ihmal edilegelmiş olan Türk kadınları, demek oluyor ki, tayyareciliğe bilfiil iştirak edecek kadar kurtulmuş ve terakki etmiş bulunuyorlar…”
-BÜKREŞ: “..Bize dost ve müttefik Türkiye’nin ve tayyareciliğinin selamını getiren bu genç ve cesur ve tercümei hali muvaffakıyetlerle dolu tayyarecinin şahsında biz de kardeş Türkiye’yi ve Türk tayyareciliğini selamlıyoruz…”

TÜRK KIZI, GÖK KIZI, ATATÜRK KIZI
(Havacılık ve Spor Dergisi 1937/193)



“Atının üstünde, erkek kahramanları geride bırakarak, akıncıların önüne düşen Tomris’i Türk ırkı bir kere daha yarattı.Tayyaresinin içinde Sabiha Gökçen. Zavallı Piyer Loti’ler; mezarlarınızdan başlarınızı doğrultsanız da, yalnız dezanşanteliklerine acıyıp alaka duyduğunuz Türk kadının kültürüne, kahramanlığına, tehlikelere ve göklere meydan okuyuşuna hayran olmak fırsatına kavuşabilseniz.

Bir kadınımız, avrupanın en ileri ilim şehirlerinden birinde yepyeni görüşler ve tezlerle bütün bir ilim aleminin alakasını çeken tarihi konferanslar verirken; bir kadınımız meclis kürsüsünden memleketin en büyük meseleleri etrafında birçok ihatalı görüşler serdederken; bir kadınımız oturduğu şehrin Halkevinde en belli başlı vazifelerden birini alarak kültür ve ülkü uğrunda bir cihanda çıkarırken; bir kadınımız da göklere Türk kadınının yüksekliğini, eşitsizliğini götürmektedir…..”

SABİHA GÖKÇEN’E MADALYA VERİLMESİ TÖRENİ
(Havacılık ve Spor Dergisi 1937/193)


Gerek kurslarda, gerek Türk hava ordusu mektep ve kıt’alarında büyük muvaffakıyetler gösteren ve son atışlı tatbikatta kahramanca hizmet eden Türkkuşu’nun ilk kadın pilotu Başöğretmen, Atatürk kızı Bayan Sabiha Gökçen’e 28 Mayıs 1937 Cuma günü Türk Hava Kurumu merkez binasında yapılan çaylı toplantıda törenle bir murassa madalya verilmiş ve Sabiha Gökçen’in hava ordusundaki uçmanlık hayatını ve askeri tatbikattaki şerefli muvaffakiyet merhalelerini gösteren resmi vesikalar okunarak takdir ve alkışlarla karşılanmıştır.

Bu törende Kamutay başkanı Abdülhalik Renda, Başbakan İsmet İnönü, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak, Adliye, Milli Müdafaa, İç İşleri, Bayındırlık, Kültür, Ekonomi, Sıhhat, Gümrük ve İnhisarlar ve Ziraat bakanları, siyasi müsteşarlar, mebuslar, generaller, askeri ve mülki hükümet adamları, Türk Hava Kurumu merkez reisi ve azaları ile bir çok uçucu subaylarımız ve gazeteciler olmak üzere üçyüzden fazla davetli bulunuyordu.

Tören de Sabiha Gökçen yaptığı konuşmada:

“ Sayın büyüklerim; Bundan iki yıl evvel Türkkuşu planörleri ile uçmağa başladığım günü hayatımın önemli dönüm noktası sayıyorum. Bugünün ve Koktebel’de geçirdiğim öğrenme günlerinin kıymetli hatıralarını asla unutamam. Ondan sonra Eskişehir askeri tayyare mektebinde ve oradaki tayyare alayında beni teknik ve pratik olarak tayyarecilikte yetiştirmek için büyük himmet göstermiş ve göstermekte bulunan sayın öğretmenlerime ve komutanlarıma olan derin minnetlerimi burada söylemeyi ödev bilirim. Son günlerde bazı askeri vazifelerin ifasına benim de gönüllü asker olarak iştirakimi kabul etmek sureti ile bana değerli tecrübeler edinmek fırsatını abğışlayan Genelkurmay Başkanı Sayın Mareşale olan şükranım pek büyüktür.

……Hakkımda gösterilmiş olan lütuf ve nezakete teşekkür ederken beni havacılığa başlatmış olan Hava Kurumuna yapacağımı vadettiğim ödevleri yerine getireceğimi ve diğer yönden vatanın müdafası yolunda bir an ölüm nedir hatırlamaksızın asker tayyareci olarak hizmete koşacağımı bildirmekle mutluyum.”

Başbakan İsmet İnönü yaptığı konuşmada: “Yüksek cemiyetin duygularına tercüman olarak Sabiha Gökçen’i bugün kazandığı çok kıymetli madalyadan ve burada vesikaları okunan muvaffakiyetlerinden dolayı tebrik ederim.

Yetişmesi tarzını ve hareketlerini gösteren vesikalar yüksek heyetinizin de dikkatinden kaçmamıştır ki çok ciddidir. Bunların her birinde dikkatli amirlerin sert bir surette takip ettikleri meslek inzibatının hiç tereddüt edilmeden tatbik edildiğini ve kendisinden şeref meydanında ve havanın güç şartları içinde en çetin vazifeler istendiğini görüyoruz.

…. Sabiha Gökçen Türk kızlarından ilk kahraman tayyareciler yetiştirecek isabetli bir siyaset takibettiğini göstermiş ve bunun için de kendisini tebrik edip selamlamak bahtiyarlıktır.

…..Bir memleket havasından emin olmak istiyorsa mutlaka o memleket vatandaşlarının gençlikten itibaren havayı severek canlarını tehlikeye koyacak şekilde çalışmaları lazımdır. Sabiha Gökçen buna muvaffakiyetli bir misaldir…”

SABİHA GÖKÇEN’LE SOHBET
(Havacılık ve Spor Dergisi 1937/193)

ATATÜRK’Ü İLK DEFA GÖRME VE TANIŞMA


“ Babam İstanbul’da hizmet gören bir devlet memuruydu. Abdülhamit tarafından Bursa’ya sürgün ve orada yaşamağa mecbur edilmişti. Böylece ailemiz Bursa’ya yerleşmiş ve adeta oralı olmuştu. Ben bir yaşımda iken Birinci Dünya Harbi başlıyor. Büyük ağabeyimin Çanakkale’den şehit haberini alıyoruz. Bursa düşman işgali altında. Okullar kapanmış, halk matem içinde. Babam da hastalanıyor ve onuda kaybediyoruz. Biz küçük ağabeyimle birlikte oturuyoruz. Fakat babamın öldüğü gün bu ağabeyimde evden çıkıyor ve bir daha dönmüyor. Meğer arkadaşları ile beraber Anadolu’ya geçmiş. O günler ailemiz için çok sıkıntılı geçmeye başladı. Geçinmek için babamın bize hatıra bıraktığı kitapları bile satmak mecburiyetinde kalmıştık..”

GAZİ GELİYOR

“Nihayet memleket kurtuldu. Ağabeyimde sağ salim döndü. İki bayram birden yaptık. Aradan kısa bir zaman geçmişti ki Bursa’ya Gazi geliyor dediler. Onu görmek için halk günlerce önce sokaklara döküldü. Büyük tezahürat ve alkışlar içinde caddeden geçti. Çocuk olduğum için bütün çırpınmalarıma rağmen tam manasıyla göremedim. Doğrusu buna görmekte denmez. Hayal gibi bir şey. Gazi 1925 de Bursa’ya tekrar geldi. Evimiz, onun misafir kaldığı cumhuriyet köşkünün hemen yan tarafıydı. Bir sabah erkenden evin kapısına çıktım. Köşküe doğru baktım. Gözlerime inanamadım. Atatürk köşkün bahçesinde tek başına yürüyüş yapıyordu. O sırada 12 yaşımda ve ilkokul üçüncü sınıftaydım. İşgalde okullar kapandığı için tahsilimiz aksamıştı. İçimde müthiş bir okumak arzusu vardı. Ağabeyimin beni çok sevmesine ve iyi bakmasına rağmen yatılı bir okula girebilmeği aklıma koymuştum. Acaba bu arzumu gidip Atatürk’e söylesem acaba nasıl olur diye düşünüyordum. Nasıl oldu bilmiyorum. Birden kararımı verdim ve köşkün kapısına doğru yürüdüm. Kapıda asker "Yasak" diye durdurdu.”

HER ŞEYİ BİLEN ADAM

“Gazi uzaktan bize bakıyordu. “Bırakın gelsin çocuk” dedi. Koşarak gittim ve elini öptüm. Adımı sordu. Heyecandan dilim tutulmuştu. Bir kelime bile söyleyemiyordum. “Gel seninle şuraya oturalım” diyerek elimden tuttu ve bir kanepeye oturduk. O kadar mütevazi ve candandı ki sanki o, Büyük gazi değil benimle bir okul arkadaşımmış gibi konuşuyordu. Benim durumumu sordu. Heyecanım azaldığı için bende ona bütün içimi döktüm. Okumak istediğimi söyledim. Dinliyordu. Birşey söylemiyordu. Ne diyecek diye meraktan ölüyordum. Verdiği cevap beni pek şaşırttı.

“Seni ben yanıma alayım.Benim kızım ol ne dersin” Hiç aklıma getirmediğim böyle bir durum karşısında ne diyebilirdim. Ağabeyime sorayım, dedim. “Benim Zehra adında bir kızım daha var. Onunla beraber okula gidersiniz.” Diye ilave etti. Arkadan Başyaver Rasuhi beye talimat verdi. Ağabeyimi çağırttılar. Gazi, ağabeyimle bizzat konuştu. O da razı oldu.

Birkaç gün sonra, Gazi’nin seyahatte beraberinde bulunan heyetle birlikte Balıkesir-İzmir yoluyla Ankara’ya geldik. Köşkün bahçesinde o zaman iki odalı bir okul vardı. Adı, Çankaya İlkokulu idi. Zehra, Rukiye ve diğer çocuklarla beraber orada okumağa başladım. Böylece benim için yepyeni bir hayatın kapıları açılmıştı.”

UÇMAK VE HAVACI OLMAK



“Memleketimizde 1935 yılına kadar teşkilatlanmış bir sivil havacılık mevcut değildi. Türk Hava Kurumu o yıla kadar bir cemiyet olarak çalışmış ve fiili bir faaliyette bulunamamıştı. T.H.K. Başkanı Fuat Bulca’ydı. O sırada rusya’dan iki planör ve iki de uzman getirilmişti. Arkadan da çalışmalar başlamıştı. Atatürk bir sabah beni ve Zehra’yı çağırdı.

“Çocuklar bugün planör ve paraşütle atlama gösterileri yapılacak. Hazırlanın sizide götüreyim” dedi. O güne kadar paraşütle atlamayı ve planörle uçuşu yalnız filimlerde görmüştüm. Havacılıkla da hiçbir ilgim olmamıştı. Yalnız sporu, ata binmeyi ve tüfekle atış yapmayı pek severdim. Güvercinlik meydanına gitmek üzere yola çıktık. Gösterileri göreceğim diye ancak herkesin duyabileceği bir heyecan duyuyordum. Havacı olacağım aklımdan bile geçmiyordu. Fakat ya büyük bir tesadüf veya benim bilmediğim fakat yalnız Atatürk’ün bildiği bir durum vardı. O anda GÖKÇEN soyadını taşıyordum. Ve bu soyadı bir yıl önce bana Atatürk tarafından verilmişti. Meydana vardık ve gösteriler başladı. 1935 yılının 5 Mayıs günüydü. Bir okul olarak kurulmuş olan bu müessesenin ismini o gün Atatürk tarafından konmasını istediler. O da “Türkkuşu olsun” dedi. Planör uçuşları bitti. Sıra paraşüt gösterilerine geldi. Paraşütle atlayanları seyretmek çok hoşuma gitti. Bu iş beni ziyadesiyle ilgilendirdi. O zaman 22 yaşımda idim. Heyecanla seyrediyordum. Atatürk de bana doğru bakıyordu. Birden nasıl bir hareket yaptım hatırlamıyorum, onun dikkatini çekti ve “Ne o Gökçen, seni heyecanlı görüyorum. Çok mu hoşuna gitti?” dedi ve ilave etti. “Sen de atlarmısın?” Ben de hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden “Atlarım” dedim. Sonra yanındaki Fuat Bulca’ya “Bak Fuat Bey, Gökçen atlamak istiyor. Ne dersin?” diye sordu. Fuat Bulca “Çok iyi olur, paşam” diye cevap verdi. İlgilileri çağırdılar. Hemen orada kaydımı yaptılar. Ertesi gün meydana gittim. Beni planör uçuş eğitimine başlattılar. A ve B brövelerini aldım. Hem C brövesi almak hemde öğretmenlik kursu görmek üzere yedi erkek arkadaşımla birlikte bizi altı ay için Rusya’ya gönderdiler.”

“Paraşütle atlamaya gelince, o zaman Hava kuvvetlerinde R-5 tayyareleri vardı. Bu tayyarelerle paraşütle atlamak çok zordu. Önce kanadın üstüne çıkıp oradan atlamak icabediyordu. Bütün ısrarıma rağmen atlatmadılar. “Sonra başka bir tip tayyare gelecek, onunla atlarsın” dediler.”

“Biz Rusya’dan döndüğümüzde Türkiye U-2 tayyaresi almıştı. Bu paraşütle atlamak için uygun bir tayyare idi. Bir kış günü ilk atlayışımı o tayyare ile yaptım. Benden önce bu tayyare ile ilk Türk kızı olarak Yıldız Erçuman atlamıştı.”

HAVACI SUBAYLA EVLİLİK

“Kemal Esimer, rahmetli eşim, Eskişehir Hava Okulu’nda askeri coğrafya ve topoğrafya öğretmeni idi. Rütbesi üsteğmendi ve iyi bir uçucu idi. Kemal ile orada tanıştık. Kemal benimle evlenmek arzusunu o zaman Eskişehir’de Alay Komutanı olan Zeki Doğan Paşa'ya açmış. O da Atatürk’e söylemiş. Atatürk Zeki Doğan’ı çok severdi. Zeki Doğan Çanakkale Muharebeleri'nde onun yanında çalışmış ve birgün cephede birdenbire meydana gelen mermi yağmuru karşısında Atatürk’ün önüne geçerek kendisini siper etmiş. Bunu Atatürk’ten dinlemiştim.

Atatürk, Zeki Doğan vasıtasıyla Kemal Esiner’in beni istediğini öğrenince, fikrimi sordu. Hatta teşvik etti. Evlenmeyi hiç düşünmediğimden reddettim. Aradan birkaç sene geçti. 1941 yılında Kemal Yüzbaşı, bende Türkkuşu’nda Baş öğretmendim, beni tekrar istedi. Evlendik, çok mesut bir hayatımız vardı. Bulunmaz bir insandı. Fakat üç yıl sonra Doğu Anadolu’ya yaptığı bir gezisinde hastalandı ve kurtulamadı. 12 Ocak 1943. Bir daha evlenmedim.

ATATÜRK’E AİT HATIRA

“Atatürk’ün sofrası bir okuldu. Müziği pek severdi. Müzisyenleri davet eder, dinler, çok kerede iştirak eder, beraber söylerdi. Bir akşam yine müzisyenler gelmişti. Selahattin Pınar, “Gel gitme kadın”ı söylüyordu. Baktım Atatürk’ün gözleri dolu dolu idi. Onu ilk defa böyle görüyordum. Hemen içimden acaba bir kadın mı? Tazelenen eski bir hatıra mı? diye düşündüm. Sabah olunca bizi çağırdı. Bir adeti vardı. Toplantıların ertesi günü “Akşam nasıl geçti?” diye sorardı. Aynı soruyu sordu. Güzeldi paşam, fakat bir şarkıda sizin gözleriniz yaşardı. Biz de üzüldük dedim. Hiç birşey söylemedi ve durdu. “Yak şu sigaramı kızım” dedi. Bir saat sonra beni çağırttı. “Hazırlanın çiftliğe gidiyoruz” dedi. Hazırlandık, yola çıktık. Atatürk, yaver Cevat Abbas ve ben aynı arabadaydık. Çiftliğe doğru yaklaşıyorduk ve ben hala dün akşamki göz yaşlarının nedenini düşünüyordum. Atatürk Cevat Abbas’a seslenerek, “Bak Cevat, biz Anadolu’ya çıktığımızda bir marş söylerdik.” Cevat Abbas cevap verdi. “ Dağ başını duman almış paşam” Başladık hepbir ağızdan marşı söylemeğe. Bana döndü “Ya, biz Anadolu’ya çıktığımızda altımızda kırık dökük bir arabayla yine kırık dökük yollar üzerinde dolaşırken bu marşı söylerdik, çocuğum.”

“Baktım, yine gözleri yaşarmıştı. Yine “Yak, şu sigaramı kızım” dedi” Bir akşam önceki toplantıda onun gözyaşları ile bir kadın ilişkisi kurmaya çalıştığım için utandım. O zaman ve daha sonraki günlerde ve durumlarda iyice anladım ki, o hemen her zaman hatta mesut bir eğlence anında dahi, acı tatlı çeşitli memleket hatıralarıyla yaşar.”

GÖKÇEN SOYADI

“Yıl 1934 yani soyadı yasasının kabul edildiği yıl. Atatürk her gece sofrasında bir dostuna, yakınına soyadı bulup veriyordu. O gece sıra bana gelmişti. Atatürk “Eee söyle bakalım Sabiha, senin soyadın ne olsun” herkes yüzüme bakıyordu. Siz ne emrederseniz o olsun efendim diye kekeledim, heyecanlanmıştım.Aklımdan binbir şey geçiyordu. Ama bunların hiçbirini söylemeye cesaret edemedim. Atatürk bir süre düşündükten sonra “Sana Atatürk kızı soyadını vermek isterdim ama…” dedi. Fakat bu amanın sonunu getiremedi. Eline bir kağıt alıp şunu yazdı: Gökçen.

O geceden sonra Sabiha Gökçen oldum. Niçin, ne düşünerek bana bu soyadını vermişti Atatürk bilmiyorum. Tabi o yıllarda ben henüz havacılığa başlamadığım gibi, havacı olmayı da aklımdan geçirmemiştim. Bana Sabiha demiyorlar, Gökçen diyorlardı. Çok kimse bu soyadını havacılığa başladıktan sonra aldığımı sanırlar. Oysa Ata’nın Gökçen soyadını bana vermesinden aşağı yukarı bir yıl sonra göklerle buluşup havacılığa başladım.”

MOTORLU UÇAKLA İLK TANIŞMA

“Ergazi’deki paraşüt atlayışımı izleyen Büyük Önder beni yanaklarımdan öperek “Aferin Gökçen! Rüzgarla, düşmanla boğuşur gibi boğuştun. Hem cesaretini hem de ustalığını gösterdin. Bu günden tezi yok, motorlu uçak derslerine başlayacaksın; boş yere vakit kaybetmeye gerek yok” demişti.

Büyük Önder’in direktifleriyle motorlu uçak konusu hemen halledildi. Eskişehir Askeri Tayyare Okulu’ndan bir uçak ile iki öğretmen Ankara’ya getirildi. Bunlar Sami Uçan, nazari dersleri, Muhittin hoca ise uçuş derslerini veriyordu. Sonra Atatürk İstanbul’a gideceği için çalışmaları Yeşilköy’de yürütüyorduk.

Bir gece bana dönerek “Haydi bakalım Gökçen, bu gece sen biraz erken yat” dedi. Sabah erken kalkmış olmama rağmen Atatürk’ü giyinmiş, kuşanmış, traşını olmuş, hatta kahvaltısını yapmış olarak karşımda buldum. Dinç ve mutlu görünüyordu. “Bugün ben de seninle birlikte Yeşilköy havaalanı’na geleceğim” dedi. Alanda hazırlıklar tamamlanmıştı. Uçuş öğretmenim Muhittin hoca yanıma gelerek tatlı bir sesle “Sınava hazırmısın Gökçen, bugün ilk kez yalnız uçacaksın?” dedi. Dilim tutulmuştu.Atatürk’ün niçin benimle birlikte geldiğini şimdi anlamıştım. Uçağa bindim, motoru çalıştırdım, tekerler dönmeye başladı. Az sonra yerden kesildim ve işte motorlu uçakla hem de tek başıma havalardaydım. Heyecandan eser kalmamıştı. Neşeyle sağa sola dönüşler yaparak uçakla oynamaya başladım.Yere indiğimde uçağın yanına gelen ilk kişi gene Atatürk oldu. “Teşekkür ederim Gökçen, beni çok mutlu ettin. Şimdi artık senin için planladığım şeyi açıklayabilirim. Belkide dünyada ilk askeri kadın pilot olacaksın. Bir Türk kızının dünyadaki ilk askeri kadın pilot olması ne iftihar edici bir olaydır. Tahmin edebiliyorsun değil mi? Şimdi derhal harekete geçerek seni Eskişehir Askeri Tayyare Okulu’na götüreceğim. Orada özel bir eğitim göreceksin.” dedi.

ASKERİ PİLOTLUĞA GİRİŞ

“O zamanlar kızlar askeri okullara alınmıyordu. Ancak Atatürk, çeşitli konuşmalarında belirttiği gibi Türk kadınının her alanda başarılı olacağına inanıyor ve benim şahsımda Türk kadınının neler yapabileceğini göstermek için yeni bir imkan yaratıyordu.

Eskişehir’e hareket edeceğim gün bana “Yepyeni bir yaşamın eşiğinde olduğumu” söyledi. Ve devamlı “Şunu itiraf etmeliyim ki Gökçen, ben de uçak kullanmak isterdim. Göklere tek başıma egemen olmak isterdim. Kim bilir belki bir gün hiç olmazsa spor olarak bunu yapabilecek bir zaman bulurum. Eskişehir’de diğer okullardan gösterdiğim başarıyı hatta onlardan da üstününü senden beklediğimi bilmem ki söylemeye lüzum varmı çocuğum” demişti.

Eskişehir Askeri Tayyare Okulu’nda eğitim iki yıldı. Okulda tam bir disiplin vardı. Burada bana özel bir uçak tahsis etmişlerdi. Öğretmenim gene çalışkan, sabırlı ve çok bilgili bir insan olan Muhittin hoca idi. Bu tür uçuşlarda öğretmenler 3-4 öğrenci alıp postalar teşkil ederler ve bu öğrencilere uçuşu öğretirlerdi. Oysa ki benim uçağım özeldi ve Muhittin hocanın tek öğrencisiydim. Bana özel uçak ayrılması yanlış anlaşılmasın. Uçağın özelliği boyumun kısalığı nedeniyle uçakta yapılan bazı değişiklikler ve pedalların boyuma göre ayarlanmasını icap gerektiğinden bu uçakta benden başkasının uçmasının mümkün olmayışındandır.

Brövemi aldıktan sonra Eskişehir Birinci Tayyare Alayı’na verildim. Devrin avcı ve bombardıman uçaklarıyla uçuyor, tam bir subay gibi yetiştiriliyordum.”

KABOTAJ

“Bir gün Polonya’dan alınan yine tek kişilik bir avcı uçağı olan Pezetel’le göreve çıktım. Başarılı bir uçuştan sonra üsse döndüm ve inişe geçtim. İşte ne olduysa o sırada oldu, uçak ters dönüverdi. Ve oldukça sert bir şekilde sırt üstü yere yapıştı. Buna havacılıkta “Kabotaj oldu” denir. Neye uğradığımı anlayamamıştım. Birden bire bir mezar karanlığına gömülüvermiştim. Doğruca hastaneye götürdüler, sakinleştirici bir iğne yaptılar, dikkatlice muayene yaptılar. Bazı havacılarda görülen geçici bir körlük olduğunu söylediler. Durumu öğrenen Atatürk, benim derhal İstanbul’a gönderilmemi emretmiş. Florya köşküne vardığımızda Atatürk ve iki göz hastalıkları profösörü beni bekler durumda buldum. Uzun muayeneden sonra geçici bir durum olduğunu belirttiler. Yeniden dünyaya gelmiş gibiydim.

SABİHA GÖKÇEN’İN VEFATI

O’nu 22 Mart 2001 sabahı saat 08.15’de kaybettik.

Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde (GATA) yapılan tedavi artık cevap vermedi. 22 Mart akşamı başlayan yağmur dinmeksizin sadece gece boyunca değil, 23 Mart sabahı saat 11.00’e kadar aralıksız yağdı. Tören saatinin yaklaştığını biliyormuşcasına bıçak gibi kesildi yağmur, aniden. Belli ki son görevini yapmaya gelenleri ıslatmak istemiyordu. Gökler de yorulmuştu ağlamaktan. Ancak gelen cephenin arkası, kendisini, esen rüzgarlarla hissettirdi bu kez. Bazılarını üşüttü, bazılarını rahatlattı. Siz ne derseniz deyin, yağmurun arkasından gelen rüzgar gökyüzünün 88 yıldır yıkamadığı Gökçen’e alkış tutuyordu.

Cenazesi 23 Mart günü sade fakat anlamlı bir törenle kaldırıldı. İlk tören; “Kabem” dediği Türk Hava Kurumu’nda yapıldı. Sayısız denecek kadar hatırasının olduğu ve her şeyini bağışladığı bu kurum, tabii ki O’na sahip çıkacaktı.

Kimler yoktu ki cenazede!… Türk Hava Kurumu’nda ve Kocatepe’de soğuk bir şekilde eserek herkesi etkileyen rüzgar Cebeci Şehitliği’nde yerini sakin bir sessizliğe ve ılıman bir havaya bıraktı. Orada sadece şehitlerin üzerinde dalgalanan bayraklar el sallıyordu. Günün hareketli yaşantısı artık derin sessizliğe doğru gömülüyordu. Onun bekçileri artık orada yatan şehitlerdir. Ruhun şad olsun…

Aldığı ödül ve madalyalar  

-THK'nun bir numaralı Övünç (Murassa) Madalyası ve beratı
-Yugoslav Ordusunun en büyük nişanı olan Beyaz Kartal Nişanı ve ordu brövesi
-Romanya Ordusu Havacılık Brövesi
 -Trakya ve Ege Manevraları'ndan dolayı verilen hatıra madalyalar
 -Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı kazanmasının 50. yılında TBMM'deki törende verilen mesleklerinde öncü kadınlar plaketi
 -Selçuk Üniversitesi'nin fahri doktorluk payesi
 -THK tarafından 1989'da verilen altın madalya
 -1991'de Uluslararası Havacılık Federasyonu'nun havacılığın bütün dallarında üstün başarı gösteren havacılara verdiği FAI altın madalyası
 -1996'da ABD'nin Maxwell Hava Üssü'ndeki törende "dünya tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri" ünvanı,
Ordu, çeşitli dernek ve kuruluşların verdiği 28 adet plaket.

Kaynak:Türk Hava Kuvvetleri sitesi

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !